Yoo karşılaştırmadan ötesi benimkisi, ben direkt fikrimi söyleyeceğim. Ama yorumlarda kavga çıksın diye böyle bir başlık attım evet.
Roman okumayı sevmiyorum uzun zamandır da okumuyorum.
Roman okumamın ilkinde 10 yaşımdaydım. . 200 küsür sayfalık bir romandı: Oğuz Özdeş'in "Şebnem"'i. Çok bilinmeyen bir roman ve yazar. Aslında dönem içinde sevilmiştir sanırım çünkü benzerlerinin ismi hâlâ anılıyor Özdeş neden az biliniyor bulamadım nedenini.
Şebnem, Yeşilçam havasında yazılmış hoş bir romandı. Gözleri görmeyen bir kızın hayata tutunma çabası. Aslında içindeki azimden bir "Martı" ana fikri de çıkarılabilirdi.
Bir gün evde misafir vardı ben de hasta yatıyordum. Herkes misafirlerle birlikteydi. Hani geçen bana yaptığı işkenceleri anlattığım halam var ya, işte o geldi yanıma "Sana kitap okuyayım." dedi. "Şebnem"'i açtı okumaya başladı. O gitti ben okumaya devam ettim. O zamana kadar yaşıma uygun kitapları okurdum hatta çok fazla okurdum ki yolda yürürken bile kitap okurdum. Şebnem'i okuyup bitirdiğimde öğretmenim bile şaşırmıştı.
İlkokul ve (o zamanlar ayrıydı bunlar malum) ortaokul yıllarımda roman okurdum çok fazla. Bunun da çok büyük yararını gördüm. O zamanlar kitapları nasıl temin ediyordum.? Bizim evde çok fazla kitap yoktu. Okuldakileri bitirdim önce ama okuldakiler de şimdinin değerli sayılan kitapları değildi. Evet bütün kitaplar değerlidir bir yerde ama dünyaca ünlü yazarların kitaplarından bihaberdim çünkü yoktu. Etrafta kitap alabileceğim hiçbir yer olmadığı gibi, bana kitap getirecek kimsem de yoktu. Öğretmenlerimiz okurdu ama kitaplarını vermek istemezlerdi, yıpratırsınız diye ki zaten onların okuduğu kitaplarda bugünkü İclal Aydın, İkbal Gürpınar tayfasının kitaplarına benzerdi. Kütüphaneye hiç kimsenin adını duymadığı abuk sabuk kitaplar koymuşlardı okumamız için. Bir de ansiklopediler. Açıkçası ansiklopedi okuyacak kadar da tırlatmadım kafayı. Gittiğim evlerde kitaplara rastladım mı yapışırdım hemen. Doğru dürüst kitapları lisede okumaya başladım. Can Yayınları'ndan çıkan özel , güzel romanları buldum. Bu böyle devam etti. Kütüphanenin en aktif öğrencisiydim. Ta ki 9. sınıfın sonuna kadar. Aslında önemli bir şey olmadı ama o zamandan sonra sadece makale tarzı yazıları okumaya başladım. Şiire başladım sonra sonra. Okumalarım arttıkça romanların saçma sapan yazılar olduğunu düşünmeye başladım.
En başta okurun özgürlüğünü kısıtladığını düşünüyorum. Arkadaşım, ben senin hayal ettiğin gibi hayal etmek zorunda mıyım.? Senin Hasan'ın mavi gözlüdür benim Hasan'ım ela.. Sen Zehra'yı sarı saçlı düşlersin ben kel.. Hatta belki Zehra'nın kafası bile yoktur ve belki hatta ismi de. Sen neden benim işime karışıyorsun.? Ve o bitmek bilmez uzun anlamsız tasvirler.. En kaliteli ve orijinal roman yazarı Tanrı'dır bence, geri kalan bütün roman yazarları kendini Tanrı sanmaktan öteye geçemeyen, hayal hırsızlarıdır. Çünkü işledikleri hayatlar Tanrı'ya aittir.
Bugüne kadar sonunu ya da bir sonraki aşamayı tahmin edemediğim bir roman olmadı. Bu sıkıcı, bu kasvetli okumalardan yoruldum. Gerçek olanı şiirde buldum. Okurken istediğim gibi şekillendirebiliyordum dizeleri, kelimeleri. Kim okursa onundu. Bize sunulan sadece hayallerimizdi. O yazılanları kendi hayal dünyamda kendimce yorumlayabiliyordum. Anlamsız tasvirler, sıkıcı hayaller yoktu çünkü şiirde hayaller bana aitti.
"Şair bu dizede ne anlatıyor?" sorusundan nefret ediyorum. Milli Eğitim, şiirin bir sanat olduğunu idrak edemiyor zannımca. Bu tablo ne anlatıyor, bu müzik ne anlatıyor..? Olabilir mi bu? Olmamalı. Sanat, özgürlüktür. Şiir, özgürlüktür. Şiirsel metinler için de geçerli bu. Ama benim şiirden anladığım çoğunluğun anladığı basitlik, sıradanlık değil. İbrahim Sadri'nin şair zannedildiği bir yerde bunu da belirtmem gerek sanırım. Arada bazı edebiyat dergileri okuyalım. Günümüz edebiyatının ahvalına bir bakalım. Çok zor değil. Gerçekten değil.
Yaşayan şairler de değerlidir. Yaşadığınız yerde aynı havayı soluduğunuz şairleri bulun. Birlikte etkinlikler düzenleyin. Sevin onları. Kimseyi yemiyorlar ve çok eğlenceliler benden söylemesi.
Roman okumayı sevmiyorum uzun zamandır da okumuyorum.
Roman okumamın ilkinde 10 yaşımdaydım. . 200 küsür sayfalık bir romandı: Oğuz Özdeş'in "Şebnem"'i. Çok bilinmeyen bir roman ve yazar. Aslında dönem içinde sevilmiştir sanırım çünkü benzerlerinin ismi hâlâ anılıyor Özdeş neden az biliniyor bulamadım nedenini.
Şebnem, Yeşilçam havasında yazılmış hoş bir romandı. Gözleri görmeyen bir kızın hayata tutunma çabası. Aslında içindeki azimden bir "Martı" ana fikri de çıkarılabilirdi.
Bir gün evde misafir vardı ben de hasta yatıyordum. Herkes misafirlerle birlikteydi. Hani geçen bana yaptığı işkenceleri anlattığım halam var ya, işte o geldi yanıma "Sana kitap okuyayım." dedi. "Şebnem"'i açtı okumaya başladı. O gitti ben okumaya devam ettim. O zamana kadar yaşıma uygun kitapları okurdum hatta çok fazla okurdum ki yolda yürürken bile kitap okurdum. Şebnem'i okuyup bitirdiğimde öğretmenim bile şaşırmıştı.
İlkokul ve (o zamanlar ayrıydı bunlar malum) ortaokul yıllarımda roman okurdum çok fazla. Bunun da çok büyük yararını gördüm. O zamanlar kitapları nasıl temin ediyordum.? Bizim evde çok fazla kitap yoktu. Okuldakileri bitirdim önce ama okuldakiler de şimdinin değerli sayılan kitapları değildi. Evet bütün kitaplar değerlidir bir yerde ama dünyaca ünlü yazarların kitaplarından bihaberdim çünkü yoktu. Etrafta kitap alabileceğim hiçbir yer olmadığı gibi, bana kitap getirecek kimsem de yoktu. Öğretmenlerimiz okurdu ama kitaplarını vermek istemezlerdi, yıpratırsınız diye ki zaten onların okuduğu kitaplarda bugünkü İclal Aydın, İkbal Gürpınar tayfasının kitaplarına benzerdi. Kütüphaneye hiç kimsenin adını duymadığı abuk sabuk kitaplar koymuşlardı okumamız için. Bir de ansiklopediler. Açıkçası ansiklopedi okuyacak kadar da tırlatmadım kafayı. Gittiğim evlerde kitaplara rastladım mı yapışırdım hemen. Doğru dürüst kitapları lisede okumaya başladım. Can Yayınları'ndan çıkan özel , güzel romanları buldum. Bu böyle devam etti. Kütüphanenin en aktif öğrencisiydim. Ta ki 9. sınıfın sonuna kadar. Aslında önemli bir şey olmadı ama o zamandan sonra sadece makale tarzı yazıları okumaya başladım. Şiire başladım sonra sonra. Okumalarım arttıkça romanların saçma sapan yazılar olduğunu düşünmeye başladım.
En başta okurun özgürlüğünü kısıtladığını düşünüyorum. Arkadaşım, ben senin hayal ettiğin gibi hayal etmek zorunda mıyım.? Senin Hasan'ın mavi gözlüdür benim Hasan'ım ela.. Sen Zehra'yı sarı saçlı düşlersin ben kel.. Hatta belki Zehra'nın kafası bile yoktur ve belki hatta ismi de. Sen neden benim işime karışıyorsun.? Ve o bitmek bilmez uzun anlamsız tasvirler.. En kaliteli ve orijinal roman yazarı Tanrı'dır bence, geri kalan bütün roman yazarları kendini Tanrı sanmaktan öteye geçemeyen, hayal hırsızlarıdır. Çünkü işledikleri hayatlar Tanrı'ya aittir.
Bugüne kadar sonunu ya da bir sonraki aşamayı tahmin edemediğim bir roman olmadı. Bu sıkıcı, bu kasvetli okumalardan yoruldum. Gerçek olanı şiirde buldum. Okurken istediğim gibi şekillendirebiliyordum dizeleri, kelimeleri. Kim okursa onundu. Bize sunulan sadece hayallerimizdi. O yazılanları kendi hayal dünyamda kendimce yorumlayabiliyordum. Anlamsız tasvirler, sıkıcı hayaller yoktu çünkü şiirde hayaller bana aitti.
"Şair bu dizede ne anlatıyor?" sorusundan nefret ediyorum. Milli Eğitim, şiirin bir sanat olduğunu idrak edemiyor zannımca. Bu tablo ne anlatıyor, bu müzik ne anlatıyor..? Olabilir mi bu? Olmamalı. Sanat, özgürlüktür. Şiir, özgürlüktür. Şiirsel metinler için de geçerli bu. Ama benim şiirden anladığım çoğunluğun anladığı basitlik, sıradanlık değil. İbrahim Sadri'nin şair zannedildiği bir yerde bunu da belirtmem gerek sanırım. Arada bazı edebiyat dergileri okuyalım. Günümüz edebiyatının ahvalına bir bakalım. Çok zor değil. Gerçekten değil.
Yaşayan şairler de değerlidir. Yaşadığınız yerde aynı havayı soluduğunuz şairleri bulun. Birlikte etkinlikler düzenleyin. Sevin onları. Kimseyi yemiyorlar ve çok eğlenceliler benden söylemesi.





12 karşılayan:
senin kadar katı değilim roman konusunda. hem şiiri hem romanı okurum. tasvir konusunda haklısın ama dozunda yapıldığı zaman hikayeye/romana güzellik katan bir unsur.
"şair bu dizede ne anlatmak istiyor ?" kalıbına hastayım zaten. komediden başka birşey değil.
İlkokul kitaplarında da olurdu... Bir metin verilir, "Okudugumuzu anlayalım" başlıgında sadece olay sıralamasına yönelik sorular..
Eger program da uygun hazırlanırsa tamamen ogretmenın yonlendirebilecegi işler oysa ki..
Günümüzde böyle olması için çabalanıyor en azından.
Bu arada her iki türde de bahsettiginin dışına çıkan örnekler var dedigin gibi. Titizligine güvenilecek "bir elin parmagını geçmeyecekse de" yayın var...
Asıl sorun, !koca bir nesile! bunlar ilgi çekici biçimde sunulmadıgı için, hazıra tembellıge alıştıgımız için, eger aileden yakın cevreden gelen bir yönlendirme yoksa, ancak üniversite de araştırma yapmayı ögrenıyoruz..
Sen yine de şanslısın..
hobariiy! ben bu yaşlı teyzeden koktu. hatta koktu bişiler burda.
Şiirden nefret ediyorum. Ortaokul hazırlık sınıfında Okuma dersimizde roman okur gibi şiir okutan Edebiyat öğretmenim sayesindedir bu nefretim. Annem bile (kendisi Türk Dili ve Edebiyatı örtmenidir) geçiremedi bendeki bu tiksintiyi. Nazım sucks nesir rocks!
Al sana kavga :p
Ha, ansiklopedi okuyanlar tırlatmış mı oluyor, ne demek istiyorsun Ces?! Üldürürüm hepinizi :p
şair bu şiirde, bu dizede ne anlatıyor denilebilir zaten milli eğitimden de bu beklenir. ancak bu sınav sorusu olmaz. sınıfta derste sorulabilir ve her öğrenciye de cevap verdiği sürece "cevap: ben bişi anlamadım" bile olsa aferim denilmelidir. şiirden herkesin kendince anlam çıkarması doğaldır ve olması gereken de budur ihtimal. ancak bu şairin duygularını ve söylemek istediklerini karşılar mı, asla... bu diğer sanat eserleri içinde aynıdır kanımca.
Dönem dönem tarzın değişebilir daha erken bir şey için bu saçma demeye bence..
Ben senin öğretmenlik denemelerini merak ediyorum ve bence hayata değişik bir bakış açın var, senin gibi öğretmenler milli eğitime en büyük darbedir bence :))
Bir an önce öğrencilerine kavuşman dileğiyle ..
Festivallerde ve etkinliklerde yaşayan şairlerle ve yazarlarla sık görüşüyorum ben .. Bazıları kitaplarındaki ya da satırlarındaki gibi değil.Yaşayan insanlar bazen hayal kırıklığı yaratabiliyor :P
melankolikdeli, sahilde hamak keyfi yaparken okunabilir roman evet ama artık sanattan saymıyor bu bünye :)
нєѕρєяυѕ, nasıl oldum ben de bilmiyorum ama yaşadığım yere göre bir mucizeyim bu kesin :)
züpüs, :)
La Santa Roja, ansiklopedi okuduğunu kimseye söylemem aramızda kalır :P
İbrahim Ortaç, okullarda, o lanet ders kitaplarında hep cevabı vardır bu soruların.
Ne yazık ki öğrencilerin fikirlerinin bir önemi yok çünkü doğrusu kitapta yazıyor, kitaptan daha mı iyi bileceksin..
Yazık ki öğretmenlerin tamamı bu kıvamda.. :(
Asortik Krep, bu konuda söyleyecek çok şeyim var ama işte söylersem olmuyor blog içinde :)) Kimlik falan filan :))
Ama dediğin gibi erkek şairler özellikle. Uzak durmak gerekebiliyor bazılarından.
Yorum Gönder